sous-titre
Home    Info    Ask
About: in search of the perfect cocktail in warmer months

(via thisbecatness)

çantası ve takıları çok güzeel. mesela işte bir haziran günü bunları giyip bir arkadaşımın sanat galerisine gitmişim.

çantası ve takıları çok güzeel. mesela işte bir haziran günü bunları giyip bir arkadaşımın sanat galerisine gitmişim.

(via sofuckingobsessed)

bu yazımızın adı geç 20li yaşlar idealim. beni tanıyan herkesin bildiği üzere oldukça tembel, tatile gitmeyi bırak dışarı çıkmaya üşenen, dans etmeyi bilmeyen bir insanım. club ortamlarından hiç haz etmem (ama bunun içine girdiğim club ortamlarından kaynakladığını da düşünüyorum, az sonra döneceğim bu konuya). ama içimde gossip girl dizisinden ziyade kitaplarında kendini belli eden serena van der woodsen karakterinin bir varyasyonu da yaşıyor ve yukarıdaki videolar gibi hayatlara epey özeniyorum: yani genç, güzel, güzel giyinmiş insanlar, herkes buraya gelmeden önce üstünü değiştirip saçını yapmış, kimsenin yorucu bir işi yok. elit ve şık bir kesim. ve üniversiteden sonra hayatımın bir süre böyle geçmesini istiyorum. yaş aralığı olarak 26-30/31 diyebilirim sanırım. bir metropolitanda böyle bir hayat sürmek için en ideal yaş. master falan yapıp çalışmaya başlayınca hayatım hep böyle olsun isterim mesela. oben budak gibi arkadaşlarım olsun, hem böyle elit partilere hem balolara gidelim, defilelerin ön sıralarında oturalım, tek derdimiz hangi elbiseyi giyeceğimiz olsun. mekanın sahibi arkadaşımız adımıza kokteyl yapsın, sadece şampanya bardaklarında güzel şeyler içip arada çılgın shotlardan deneyelim. günlerimiz de spor yapıp güzel yemekler yiyerek, kah cilt bakımına gidip kah saç maskesi yaptırarak geçsin. herve leger tipi elbiselerde çok güzel görüneyim böylece ve hep harika giyineyim. dergici arkadaşlarımla öğle yemeğinde buluşayım ve beni elle weekend’e çağırsınlar. vogue’un “bu ay ne giymiş” konuğu ben olayım bir ay.

ama maalesef bu hayatı yaşayacağımı asla düşünmüyorum. bir kere ben yukarıdaki gibi herhangi bir ortama girdiğinde inanılmaz sıkılıyorum, müzik çok yüksek ve kötü oluyor, çok fazla insan tıkış tıkış duruyor - ama işte bu ankarada böyle yerlere gittiğim için olabilir. geçen sene ilk defa reina’ya gittim ve inanılmazdı mesela. ama bu da beni başka bir noktaya getiriyor: diyelim 26 yaşında istanbulda yaşıyorum, tarif ettiğim hayatı idame ettirmem oldukça zor. özellikle de yukarıda anlattığım gibi günlerimi cilt bakımlarında, yemeklerde geçirirsem. öte yandan diyelim belli düzeyde para kazandığım bir işim var daha gerçekçi olarak, bu sefer de çok çalışmaktan, her gün 7de 8de işten çıkmaktan yorgun olacağımdan asla bu tip yerlere gitmem çağrılsam bile. yani bazı insanlar gider, biliyorum ama kendimi de tanıyorum, öldürsen gitmem. evde yatıp dizi izlerim mis gibi. işte bu zihniyetim yüzünden serena tipi dediğim bu hayat bana giderek uzaklaşıyor. zaten büyük ihtimalle tarif ettiğim tipte bir hayat yok, insanların bu partide de topuklu ayakkabıdan ayakları ağrıyor, herkes birbirinin arkasından çılgınca dedikodu yapıp sonra “bebeğiiim” diye fotoğraf çektiriyor, ve arada epey sıkılıyorlar. ama idealimle bir gün karşılaşmak ve bunu yaşamak çok isterim. son beş sene, bakalım.

bu arada bu hayatı belki arkadaşlarımdan biri yaşar. öyle bir şey olursa beni de elle weekend’e davet etsin lütfen, öpüyorum.

serenanın bu sezonlardaki elbise seçimleri ne güzeldi.

serenanın bu sezonlardaki elbise seçimleri ne güzeldi.

ben bu şarkıyı çok severim ama bir nevi lanetli bir şarkıymış. kendisini söyleyen carlos gardel’in son şarkısı olduğundan (sonra bir uçak kazasında ölmüş) kimse bu tangoda dansetmezmiş. en sevdiğim halini ise bu fransız adam söylüyor ve aksanını ben bile fark ettim (ispanyolca kısımlarında yani).

bir de sanırım ben ispanyolca da öğrenicem bir noktada. dillere doyamıyorum. artık seneye italyancayı bir iyice anlarsam. ama bu kadar latin dilinden sonraki adımım sanırım ya uzakdoğu dillerinden biri olur, ya da rusça.

adios demiyorum, ci vediamo diyorum (hohoho).

theanimalblog:

It was a very busy weekend at Prague Zoo. Two Giraffes were born within 12 hours of each other! Three-time mother Diana delivered her 4th calf on Friday evening and nine-time mother Kleopatra gave birth to her 10th. (via zooborns)

bahar bu sana - international love

so one of my friends reminded me that my blog used to be international (in english). which i usually find very pretentious since we live in turkey and speak turkish and so on. however there are often times when i find myself tempted to write in english, becuase it seems more appropriate in some context (i could go on and on about globalization and social imperialism. but i won’t). this isn’t one of those times however. this is just as a tribute to my blog’s older self. 

i found out pink martini will be coming to turkey again and i will not be able to see them, yet again: http://www.biletix.com/etkinlik/NKPT3/TURKIYE/tr y u no come when i’m here? everyone who remotely likes pink martini have seen them twice. why oh why i ask thee. hopefully i’ll be some place really nice on 19th july - i really don’t know exactly where i’ll be. but it will be in japan!

in other news, i found a new girlsackesque blog: http://sorakeem.tumblr.com she’s actually friends with yewon. i was astounded to find that girlsack and i are the same age, she’s already graduated and has a job and such. 

today’s first world problem is: there are two internet radios which have great playlists at the moment and i can’t choose one. another first world problem? i’ve got a huge essay to write and approximately 12 hours to do so - and since i don’t know anything about the subject, i first have to read excruciatingly long stuff on ottoman economic history. finals are also coming up. 5 in 5 days. isn’t that swell?

barackobama:

Jacob spoke first.
“I want to know if my hair is just like yours,” he told Mr. Obama, but so quietly that the president asked him to speak again.
Jacob did, and Mr. Obama replied, “Why don’t you touch it and see for yourself?” He brought his head level with Jacob, who hesitated.
“Touch it, dude!” Mr. Obama said.
As Jacob, who was 5, patted the presidential crown, Mr. Souza snapped.
“So, what do you think?” Mr. Obama asked.

barackobama:

Jacob spoke first.

“I want to know if my hair is just like yours,” he told Mr. Obama, but so quietly that the president asked him to speak again.

Jacob did, and Mr. Obama replied, “Why don’t you touch it and see for yourself?” He brought his head level with Jacob, who hesitated.

“Touch it, dude!” Mr. Obama said.

As Jacob, who was 5, patted the presidential crown, Mr. Souza snapped.

“So, what do you think?” Mr. Obama asked.

(via thecakebar)

sorakeem:

Settle Down (live SXSW 2012) - Kimbra

Epey ilginc. Bu kadin da one love’a geliyomus gidenler boyle bi gosteri bekleyebilir yani.

(via sorakeem)

she will be loved. she wiiiill be looooooved.
aldım sonunda.

she will be loved. she wiiiill be looooooved.

aldım sonunda.

çocukken word açıp bir şeyler yapmak en sevdiğimdi bunlar yüzünden. asla bir şey yazmam gerekmediğinden de epey güzeldi. eski bilgisayarlarda çok fazla oyun da yoktu, zaten babamın bilgisayarına asla oyun yüklenemezdi. o yüzden clippy’nin ilginç bir şeye dönüşmesini beklemek, ya da şu köpeği açıp havlamasını beklemek ve o arada hearts oynamak annemleri iş yerlerinde beklerkenki en büyük hobimdi. office logosu ve dünya da çok sıkıcıydı, ikisi de hiçbir şey yapmıyorlardı.

çocukken word açıp bir şeyler yapmak en sevdiğimdi bunlar yüzünden. asla bir şey yazmam gerekmediğinden de epey güzeldi. eski bilgisayarlarda çok fazla oyun da yoktu, zaten babamın bilgisayarına asla oyun yüklenemezdi. o yüzden clippy’nin ilginç bir şeye dönüşmesini beklemek, ya da şu köpeği açıp havlamasını beklemek ve o arada hearts oynamak annemleri iş yerlerinde beklerkenki en büyük hobimdi. office logosu ve dünya da çok sıkıcıydı, ikisi de hiçbir şey yapmıyorlardı.

(Source: ripchildhoodmemories)

günün fotoğrafı.

günün fotoğrafı.

(Source: 500px.com, via ruineshumaines)

"It's Real for Us": buttkickingest: i was watching scooby doo and i’ve been inspired to...

buttkickingest:

i was watching scooby doo and i’ve been inspired to become a scooby doo villain

i’m gonna go online and purchase an expensive chewbacca suit and have it mailed to an alternate address so the shipping record won’t link directly to me

then when night falls i’ll dress in the…

o kadar komik ki. ben de yapsam keşke. bir de hep maskesini çıkardıkları sahne olurdu ya, dağılmış saçlı biri çıkardı arkasından, mesela ”sirk şefi peterson?!” veya “jeff amca!”. 

bir de şöyle bir anım var bilmem sizin de var mı. biz küçükken scooby doo kanal d veya atv çizgifilm kuşaklarının birinde yayınlanırdı haftasonu, ama çok erken. ben hep  ona kalkmaya çalışırdım ama çocukken bile erken uyanamadığım için hep kaçırırdım, yakalayınca o kadar sevinirdim ki.

asıl şimdi biraz izleyeyim diye scooby doo yazdım google’a ve çizgifilmseyret.com diye bir site buldum. şimdiki çocuklar ne şanslı yani. işin garibi asla dizi özeti yazılmazken, biri scooby doo’nun her bölümünün özetini yazmış. mesela: 

Bu bölüm yıldırımların çaktığı yapmurlu ve ürkütücü bir gece görüntüsü ile başlar, kara bir akbaba korkutucu mağaranın karşısında durup garip sesler çıkarmaktadır. scooby doo ve dostları Araba ları ile tatile çıkmışlardır. shagy nin haritayı okuyamaması yüzünden yollarını kaybederler istemiyerekte olsa eski hayalet şehrine gelirler. Zeki kız velma hemen haritaya bakarak nerede olduklarını anlar. Geceyi geçirmek için altınkent misafir evine giderler. Misafir evinde onlardan başka hiç müşteri yoktur ve bu hayalet şehirde onları kötü sürprizler beklemektedir…

dostları Arabaları.

bugün starbucktaki adamla şöyle bir diyalog yaşadık:

adam - kahveye süt katmak cinayetle eşdeğerdir.

ben - biraz dramatik?

"The Elephant In The Room" theme by Becca Rucker. Powered by Tumblr. Install theme.